Tolga Turan
@ Hanifi Yılmaz yazarımıza bu etkileyici eser için teşekkür ediyorum.
*Eser Adı: Çakıllar Arasında
* Yazar: Hanifi Yılmaz
* Yayınevi: Observer Yayıncılık
* Sayfa Sayısı: 176
Bazı romanlar vardır; okunur, kapağı kapanır ve zamanla hafızanın tozlu raflarına karışır. Bazıları ise son sayfasına ulaşıldığında gerçek anlamda başlamış olur. Hanifi Yılmaz’ın kaleminden çıkan Çakıllar Arasında, benim için tam da böyle bir eserdi. Sayfa sayısı olarak mütevazı görünse de taşıdığı duygu, düşündürdüğü hayatlar ve anlattığı insan hikâyeleri bakımından oldukça geniş bir dünyanın kapısını aralıyor.
Romanın merkezinde Osman vardır. On sekiz yaşına gelmiş genç bir delikanlı… İçinde büyüttüğü hayallere artık köyü dar gelmektedir. Ancak ataerkil bir düzen içerisinde yetişmiş bir evlat için hayallerini babasına anlatmak, onay almak kadar kolay değildir. Bu nedenle Osman, annesi Hatice’nin desteğine sığınmayı seçer. Çünkü bazen bir annenin yüreği, bir evladın kurduğu hayallere açılan ilk kapıdır.
Eser boyunca yöresel ifadeler de dikkat çekiyor. “Taya” nedir, “hara açmak” ne demektir gibi sorularla yalnızca bir hikâye okumuyor, aynı zamanda Anadolu kültürünün izlerini de takip ediyoruz. Osman’ın yaşadığı coğrafya adeta ona sürekli aynı şeyi fısıldamaktadır:
“Benim kurallarımla yaşayacaksın.”
Doğa serttir, hayat zordur ve hayaller çoğu zaman uzak şehirlerin ufkunda saklıdır.
İstanbul yolculuğu başlamadan önce yaşanan vedalar romanın en dokunaklı bölümlerinden biridir. Baba Hasan, Kamil’den aldığı beş koyun parasıyla oğlunun önünü açar. Belki büyük bir servet değildir bu ama bir babanın evladına verdiği en büyük desteklerden biridir. Osman herkesle vedalaşır; fakat Ayşe ile vedalaşamaz. İçinde kalan bu eksiklik, roman boyunca hissedilen duygusal yaralardan biri hâline gelir.
İstanbul artık yeni bir başlangıçtır. Sefer ağabeyinin yanında inşaatta çalışacak, ekmeğini kazanacak ve hayallerine ulaşacaktır. Ancak hayatın hazırladığı kader bambaşkadır. Roman ilerledikçe fındıklı içecekten işçi yaşamına, büyük şehir yalnızlığından emek mücadelesine kadar birçok ayrıntıyla karşılaşıyoruz.
Ve bir gün Cenk’in elindeki demir çubuk Osman’ın başına iner…
Bu sahne romanın kırılma noktalarından biridir. Osman öldü mü? Yaşıyor mu? Cenk neden böyle yaptı? Osman’ın ceset taşır gibi inşaat alanında sürüklenmesi yalnızca bir insanın değil, vicdanın da taşınması gibidir. Yanlış okunan bir inşaat planı yüzünden bir insanın ortadan kaldırılmasının istenmesi, çıkar uğruna insan hayatının nasıl değersizleştirilebildiğini gösteren çarpıcı bir eleştiridir.
Bir zamanlar köyünün sınırlarından kaçmak isteyen Osman’ın etrafını artık gerçek demir parmaklıklar çevirmiştir. Hayalini kurduğu özgürlük, yerini büyük bir karanlığa bırakmıştır.
Hasan, oğlundan haber alamayınca İstanbul yollarına düşer. Sefer’e ulaşır, gerçeği öğrenir ve karakola giderek şikâyetçi olur. Fakat bazen bir baba için en ağır yük, gerçeği öğrenmektir. Hasan’ın köyüne dönüşü, yalnızca bir dönüş değil; evladını kaybetmiş bir babanın taşıdığı tarifsiz acının yolculuğudur.
Ayşe ise Osman’ın hatırasına tutunur. Bir gün kolyesinin geri döneceğini düşünür. Çünkü bazı insanlar gider ama umut gitmez.
Yıllar geçer…
Osman’sız geçen yıllar boyunca dava büyür. Ayşe dillere destan güzelliği ve köy terbiyesiyle yetişmiş genç bir kız olarak yaşamını sürdürür. Emine’nin oğlu Emin ile evlendirilir ve İstanbul’a gelin gider. Roman burada yalnızca bireysel hikâyeleri değil; örf, adet, gelenek ve kültürün kuşaktan kuşağa taşınışını da anlatır.
Kına gecesinden misafir ağırlamaya, düğün hazırlıklarından damat kaçırmaya kadar her ayrıntı düşünülmüştür. “Dün Gürcü” gibi kültürel ifadelerle okuyucu farklı geleneklerin izini sürer. Atla gelin alma geleneğinin zamanla arabaya dönüşmesi ise değişen zamanın, değişmeyen kültürle nasıl buluştuğunu gösterir.
İstanbul’a geldiklerinde Muhsin ve Hacer’in evine yerleşirler. Bodrum katında bir ev kiralanır. Ayşe lif örüp satarak ailesine destek olmaya çalışır. Yaşam mücadelesi burada da devam etmektedir.
Romanın en sarsıcı bölümlerinden biri ise Mehmet’in top oynarken yaşadığı olaydır. Duvara attığı top sonrasında sıvanın tamamen dökülmesiyle ortaya çıkan gerçek, yıllardır toprağın ve betonun altında saklanan sırları gün yüzüne çıkarır.
Bir zamanların Cenk’i artık zengin holding sahibi Cenk Tosun’dur. Fakat geçmiş hiçbir zaman tamamen gömülemez. Savcının iş yerine yaptığı baskınla birlikte yıllardır gizlenen gerçekler ortaya çıkmaya başlar.
Romanın en çarpıcı cümlelerinden biri de burada karşımıza çıkar:
“Zeki insanların en büyük hatası, anlık menfaatlerin pırıltısına çabuk kanmalarıdır.”
İtirafların ardından gazetelerin manşetleri gerçeği haykırmaktadır:
“İşçisini öldürüp üzerine beton döken holding sahibi.”
Yıllarca beklenen adalet nihayet kapıyı çalmıştır.
Osman’ın kemikleri adli tıptan alınır. Savcının desteğiyle köyüne götürülür. Bu sahneler kitabın duygu yoğunluğunun zirveye ulaştığı bölümlerdendir. Hatice anne uzaktan gelen araç konvoyunu görünce onu düğün alayı sanır. Oysa gelen, yıllardır yolunu gözlediği oğlunun kemikleridir.
Artık Osman’ın bir mezarı vardır.
Belki geç kalmış bir mezar…
Belki geç kalmış bir adalet…
Ama yine de insanın içini titreten bir kavuşma…
Görülmemiş bir kalabalık eşliğinde dualar edilir. Hayatında hiç göremediği yeğenleri mezarına çakıl taşları bırakır. Romanın adını taşıyan o çakıl taşları artık bambaşka bir anlam kazanmıştır.
Bir zamanlar kirli işlerin, vicdansızlığın ve suskunluğun simgesi olan çakıllar; Osman’ın tertemiz kara toprağı üzerinde inci taneleri gibi parlamaktadır.
Eser boyunca Osman, Hasan, Hatice, Safa, Ayşe, Kezban Nine, Kamil, Sefer, Sadık, Cenk, Emin, İkbal Hanım, Muhsin, Hacer, Lifçi Teyze, Hüsniye Hanım, Mehmet ve Savcı gibi karakterler yalnızca hikâyeye hizmet eden kişiler olarak kalmıyor; toplumun farklı yüzlerini temsil eden canlı figürlere dönüşüyor.
Romanın en güçlü yanlarından biri okuyucusuna hazır cevaplar sunmamasıdır. Her bölüm yeni bir soru bırakıyor zihinde. Adalet nedir? Beklemek nedir? Umut ne kadar sürer? Bir insan gerçekten kaybolur mu? Yoksa onu hatırlayanlar oldukça yaşamaya devam eder mi?
Benim gözümden Çakıllar Arasında; emekçinin alın terini, köyden kente uzanan yaşam mücadelesini, aşkı, özlemi, vicdanı ve geciken adaleti aynı potada eriten güçlü bir roman oldu. Sayfalar ilerledikçe yalnızca Osman’ın hikâyesini değil; Anadolu’nun, emekçinin, annenin, babanın ve yarım kalmış sevdaların hikâyesini de okuyorsunuz.
Bir kitabın değeri bazen anlattıklarında değil, düşündürdüklerinde saklıdır. Çakıllar Arasında, tam da bunu başaran eserlerden biri. Sade görünen fakat derin anlamlar taşıyan, okuyucusunu yormadan içine çeken ve son sayfası kapandıktan sonra da etkisini sürdüren bir anlatı…
* Hanifi Yılmaz yazarımıza bu etkileyici eser için teşekkür ediyorum. Kaleminin taşıdığı samimiyetin, gözlem gücünün ve insan ruhuna dokunan anlatımının daha nice eserlerde hayat bulmasını diliyorum.
* Bazı kitaplar okunur…
* Bazıları hissedilir…
* Çakıllar Arasında ise hem hissedilen hem de uzun süre unutulmayan eserlerden biri olarak hafızamdaki yerini aldı.
* TAVSİYEMDİR.
Kıymetli yazarım, diğer eserlerinizi de kütüphanemde görmek isterim.
Emeğinize, yüreğinize, kaleminize sağlık.
Bazı insanlar hayatı anlatır…
Bazıları ise yaşadıklarını sessizce yazar.
