Mürvet Erkuş
Hanifi Yılmaz ‘ın ÇAKILLAR ARASINDA kitabını bitirdim.
Kitap çok sade , samimi ve akıcı bir dille yazılmış yazarın ilk romanı…
Osman ve onun güzel ailesi ile tanışmayla başlar hikâye. Osman doğduğundan beri yaşadığı köyden , İstanbul’a gitme isteğinde karşı çıkılmasına rağmen diretir. Ailesini ikna edip yola çıkar.
Ve İstanbul, hikâyenin kırılma noktası… İşte tam da orada küçük bir ŞOK yaşadığımı itiraf ediyorum.
Yazarın okuyucuya sunduğu köy , köyün dürüst insanları ve uzun yıllar boyunca devam eden, örf gelenek ve adetler… Kendimi oradan , o atmosferin içinden çekip alamadım.
Hikâyenin sonuna gelindiğinde kitabın kapak resmi , artık çok daha anlamlı oluyor.
Beğenerek ve keyif alarak okudum. Nice yeni yazacağınız kitaplarda görüşmek üzere.
- Şehitlerin ölürken hissettikleri dayanılmaz acıdan sıyrılıp bir anda cennet bahçesinde geçişlerindeki hazdan dolayı ” Allahım beni bin defa diriltip şehit et ki bu anı sürekli yaşayayım “derler.
- Ona göre bu kasaba çocukluğunu geride bırakmamış, fakat büyüklüğün vakarını da kuşanamamış, ergenliğini üzerinden atamamış bir genci andırıyordu.
- Hep hizmet etmiş insanlar hizmet kendilerine yapıldığında bunu kabullenmekte zorlanırlar.
*Bir an yüksek bir minareye çıkıp gücü yettiğince ” Osman ” diye haykırmak sesini tüm şehre duyurmak istedi. - Aşkın Hz. Huzeyfe’ye emanet edilen sırlar gibi kalplerde gizlendiği o topraklarda , sevdiğinin adını ulu orta anmak, sevgiliyi pazara çıkarmakla birdi.
- Mezar aslında yaşamış olmanın bir kanıtı gibi…
- Cennette bugün kırmızı gülleri açmış görürüz de
Hâlâ o kızıl hatıra gitmez gözümüzden
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.
Yahya Kemal Beyatlı - Yakup almış kokusunu uzaktan.
Yokmu bende Yakup’ta olan o aşktan?
Olmasa biter miydi gözümün yaşı ?
Silerim silerim gelmez yeni baştan.
